Avukatlık Üzerine


Hukuk devletinin en önemli özelliklerinden biri savunma hakkının ön planda olmasıdır. Savunma hakkı, günümüzde adil yargılanma hakkının da bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda avukat, hak arama özgürlüğünün teminatı kabul edilmektedir.

Avukatlık mesleği, dayanağını 1136 sayılı Avukatlık Yasasından almaktadır. 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 1’inci maddesinin ikinci fıkrasında, avukatın, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil ettiği vurgulanmıştır.

Avukatlık bir taraftan serbest meslek olarak tanımlanmakta, diğer taraftan mesleğin kamu hizmeti olduğuna vurgu yapılmaktadır.

Avukatlık, yalnızca savunma değil, aynı zamanda hak arama mesleği olarak düzenlenmiştir.

Yargılama faaliyeti iddia (sav), savunma ve hüküm olmak üzere üç ana unsurdan oluşmaktadır. Bunlardan biri olmaz ise yargılamanın üç ayağından biri eksik demektir. İşte avukat yargının kurucu unsurlarındandır.

Avukat, soruşturma veya uyuşmazlık başlangıcından, infaz veya hakkın yerine getirilmesi aşamasına kadar müvekkili temsil eder.

Avukat hukuki bilgilerini ve deneyimlerini adaletin gerçekleşmesine katkı sağlamak amacıyla kullanır.

Hukuk yargılamasında, dava daha çok taraf iddia, savunma ve kanıtlarına dayandığından avukatın bilgi ve becerisi büyük önem taşımaktadır. Temelde haklı olunsa bile, ileri sürülmesi gereken bir bilgi veya kanıtın zamanında sürülmemesi veya zamansız sürülmesi veyahut zamanında ve yerinde tepki gösterilmemesi davanın, dolayısıyla hakkın kaybına yol açabilecektir.

Ceza yargılamasında, re’sen araştırma ilkesi uygulanmakla birlikte, yargının kurucu unsuru olan avukatın adaletin gerçekleşmesindeki fonksiyonu davaya kattığı değer ile doğru orantılıdır.

Bir yargıcın, bir savcının mevzuatı ve uygulamayı eksiksiz bilmesi mümkün olmadığı gibi, bir avukatın da her tür davayı aynı derecede bilmesi olanaksızdır. Konuya yeterince hakim olarak, adalete olan katkının en üst seviyeye ulaşması bakımından, avukatın belirli dava türleri üzerinde uzmanlaşmasında yarar vardır. Örneğin, kamuoyunda ağır ceza avukatı, en iyi ceza avukatı, aile avukatı, icra avukatı gibi sıfat taşıyan avukatlar olduğu bilinmektedir.

Bunlardan örnek olarak ağır ceza avukatı üzerinde duralım. Ağır ceza avukatı denince ne anlatılmak istenmektedir? Bu sorunun yanıtını arayalım.

Her alanda olduğu gibi avukatlıkta da uzmanlaşmakta yarar vardır. Nasıl hepsi doktor olduğu halde, bir göz uzmanı, bir cildiye uzmanı varsa avukatın da ağır ceza avukatı, aile avukatı, icra avukatı şeklinde uzmanlaşmasının davaya daha çok katkı sağlamaya yol açacağı açıktır.

Örnekten yola çıkılacak olursa; ağır ceza avukatı denince akla gelmesi gereken, ister avukatlıkta geçirilen uzun süreç, ister hakimlik savcılık yapmış, ister yüksek lisans yapmış, ister farklı bir akademik çalışma yapmış veya özel çabayla kendini geliştirmiş olsun, avukatın ağır ceza davaları konusunda nispeten daha çok bilgiye sahip olduğu, kendini o konuda geliştirdiğidir. Nitekim birçok kendini ağır ceza avukatı olarak tanımlayan avukatların hukuk davalarında kendilerini yetersiz görerek bu ve benzeri davalara bakmadıkları gözlemlenmektedir. Kamuoyunda ağır ceza avukatı denilince anlaşılan, avukatın ağır ceza mahkemesinde görülen davalarla ilgili kendini geliştirdiğidir. Ağır ceza davalarına ağırlık verdiğidir.

Yargıtay’da, temyiz davalarında bazı ülkelerde olduğu gibi, bizde de belli kıdeme veya başkaca ölçüte sahip avukatın takipte bulunma yetkisine sahip olması nispeten avukatlık kalitesini artırabilecektir.

En iyi avukat, iyi avukat, en iyi ceza avukatı, en ünlü avukat, en ünlü ceza avukatı yerine, ceza avukatı, ağır ceza avukatı, aile avukatı, icra avukatı gibi uzmanlık alanlarının oluşmasının yargıya katacağı kalite tartışmaya değerdir.

30.11.2014
Avukat Mehmet İstanbullu